Hatay acı içinde kıvranıyor.
Hani her şey normale dönmeye başladı diyorsunuz yaa..
Hayır bunu siz normalleştiriyorsunuz.
Çünkü siz öyle olsun istiyorsunuz
Çünkü sorumluluk almak istemiyorsunuz.
Alacağınız sorumluluk karşısında ezilmekten, becerememekten korkuyorsunuz.
Aylardır Hatay'a gelmek istiyorum. Antakya'ya ve İskenderun'a ama gördüklerim karşısında ne yapacağımı bilmiyordum. Tek bildiğim çok üzüleceğimdi.
Sarı Zeybekler Derneği Genel Merkezi olarak Büyük Taarruz'un 101. yıldönümü nedeniyle düzenlenen "Çanakkale'den Büyük Zafer'e" temalı fotoğraf sergisine katılmak için İskenderun’a geldim.
Trenden indikten sonra gördüklerim beni çok üzdü. Yıkılmış ya da yıkılmak üzere olan evler, camiler, kiliseler, ishanlari, binaları görünce gözlerime inanamadım. Resmen yer yerinden oynamıştı.
Biraz daha ilerleyince konteyner da çadırlarda yaşam mücadelesi veren insanları gördüm.
İskenderun insanı bir yandan yıkım ve enkaz kaldirma sırasında gerektigi kadar sulama yapılmadığından kaynaklı tozun ve aspestin verdiği zararlı maddeleri soluyarak yaşıyorlar.
Önemli bir sorunda sahil şeridinin depremden sonra bir metre çökmesinden kaynaklı sahil bandinin ve şehrin bir kısmının sular altında kalmasi. Sular şehir merkezine doğru geldiğinden orada bulunan binaların bodrum katları sularla dolu. Bu da az sayıda ayakta kalan yapılar için sorun teşkil ettiği gibi binalarda yaşayan insanlar için hayati tehlike arzediyor.
Sorunlar bunlarla da bitmiyor elbette.. bir çok mahallede içecek ve kullanılacak su yok su. İnsanlar isyan ediyor. Bu sıcak havada banyo yapamamaktan, sağlıklı suya ulasamamaktan şikayetçi. Deprem olalı neredeyse yedi ay oldu. Benim gözlemlediğim önemli bir şey de özellikle çocukların gözlerindeki deprem korkusu. Buraya en az bir yıl daha psikolojik destek verilmeli..
İskenderun'da kiralar on katina kadar çıkmış, iş yok, aş yok, buyum bir kes çalışmadığından kaynaklı hijyen ve gıda malzemelerine sağlıklı bir şekilde ulaşamıyor.
İskenderun'da sağlık sistemi de çökmüş durumda.. özel hastanelerin dışında bir tane devlet hastanesi görev yapıyor. O da sayılı polikliniklerle. Hastalar bir çok branş için en yakın Dörtyol Devlet Hastanesi ya da Adana'ya sevk ediliyor.
İskenderun'da hal böyleyken Antakya’mı düşünemiyorum bile..
Tanıştığım, konuştuğum insanlardan depremde yaşadıklarını dinledikçe içimde bir şeylerin acıdığını, kırıldığını, yandığını hissediyorum. Ve bu çok korkunç.
Elimden bir şeyin gelememesi, bir seyler yapamamak, özellikle de çadırda ve konteynerde yaşayan çocuklara..
Evet burada insanlar yani depremzedeler bir şeyleri yeniden kurmaya çalışıyorlar.
Elbette bu millet bunu da mutlaka aşacaktir.. Ama İskenderun da hayat ne zaman normale döner ya da döner mi bilmiyorum.
Umarım en kısa zamanda yaralar sarılır..