Türkler, tarihten önce varlık gösteren ve sayısız devletle kuran bir millettir. Dolayısıyla biz Türkler, hiçbir şekilde esareti ve boyunduruk altında yaşamayı kabul etmemiştir. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, İdil Bulgar Hanlığı, Avarlar, Tabgaçlar, Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti, Türk tarihinin kayda değer devletleridir. Bu devletlerden biri olan Osmanlı Devleti, kökleri Türkiye Selçuklularına ve Anadolu Beyliklerine uzanan evrensel bir devlet olup aynı zamanda bu devleti kuran Kayı Aşireti’nin Türkiye Selçuklu Devleti’nin uç beyliği olması ve Bizans ile sınırının bulunması bir bakıma Osmanoğulları Beyliği’ni küresel çapta bir devlet haline getirmiştir. Yani ordusu ve maliyesi zamanla büyüyen Osmanlı Devleti, Kanuni Sultan Süleyman'ın 1566’daki Zigetvar Seferi esnasındaki vefatı sonrasında gitgide yozlaşmış ve ivme kaybetmesi de 3,5 asırda sürmüştür. Tabi Osmanlı Devleti'nin toprak kaybetmesi, 1789’un Mayıs ayında gerçekleşen Fransız Devrimi’nin getirdiği ulusçuluk ve hürriyet hareketleri gibi olaylara bağlı olsa da bu durumlardan sadece Osmanlı Devleti değil, dünyadaki diğer çok uluslu mutlakiyetçi idareler de etkilenmiştir. Millî devletlerin kurulması, sömürgecilik yarışının hızlı bir şekilde sürmesi ve Avusturya-Macaristan veliahtının bir Sırp tarafından öldürülmesi; 1918’e dek sürecek olan 1.Dünya Savaşı’na yol açmış ve arayış içindeki Osmanlı Devleti, siyasi yalnızlıktan kurtulmak için Almanya ile bu savaşa katılsa da Çanakkale haricindeki tüm cephelerdeki yenilgiyle bu savaştan ayrılmıştır. Savaştan zaferle ayrılan İtilaf Devletleri, İttifak Devletleri’ne kendi ağır şartlarını dayattıkları gibi 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkesi imzalattırılmış ve işgaller başlamıştır.