beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Bugun...


Umut M. Berberoğlu

facebook-paylas
CARİYELİKTEN VALİDE SULTANLIĞA
Tarih: 09-04-2026 20:05:00 Güncelleme: 09-04-2026 20:05:00


Cariyelik kelimesi Arapça cariye sözcüğünden gelmiştir ve ilk anlamı akan, seyir eden, hareket eden gibi bir dinamizm taşımaktadır. Bu ifade genç kızı, hizmetçi kadını ve nihayet efendisinin mutlak iradesine bağlı dişi köleyi tanımlamıştır. İslam sonrası Türk devletlerinde cariyelik kurumu hem kölelik hem de yükselme merdiveni olarak işlev görmüştür.

Selçuklu İmparatorluğu’nda Gazneli ve Karahanlı gibi erken Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi cariyelik saray hayatını düzenleyen siyasi, sosyal ve kültürel bir mekanizma haline gelmiştir. Bu sistem kadınların kaderini ezen bir yapı olduğu kadar yetenekli ve talihli olanlar için imparatorluk iktidarına uzanan bir yol da açmıştır.

İslamiyet’in Türkler tarafından kabulünden sonra ilk Türk-İslam devletlerinde yani Karahanlılar ve Gaznelilerde kölelik ve cariyelik geleneği hızla yerleşmiştir. Karahanlılar döneminde saraylarda cariyeler hatunların hizmetinde yer almış ve sultanların odalıklarından oluşan harem yapısı görülmüştür. Gaznelilerde ise savaş esirleri arasından seçilen Türk ve diğer kavimlere mensup cariyeler saray eğitimine tabi tutulmuştur.

Bu devletlerde gulam sistemi erkek köleler için askeri ve idari yükselmeyi sağlarken cariyelik kadınlar için benzer bir rol oynamıştır. Köleler savaşlardan veya ticaret yollarından elde edilmiş, özellikle Türk kökenli cariyeler güzellikleri ve yetenekleriyle değer kazanmıştır. Nizamülmülk’ün Siyasetname’sinde belirtildiği gibi hatunların ve cariyelerin devlet işlerine karışmaması istenmiş fakat pratikte bu uyarılar her zaman etkili olmamıştır. Selçuklularda cariyelik daha da kurumsallaşmıştır.

Büyük Selçuklu sultanlarının haremlerinde hatunların yanında cariyeler ve halayıklar bulunmuştur. Hatunlar kendi saraylarına ve hazinelerine sahip olurken cariyeler eğitim almış, hizmet vermiştir. Anadolu Selçuklularında da benzer bir yapı vardır. Sultanların eşleri ve cariyeleri siyasi evliliklerde ve saray yönetiminde etkili olmuştur. Bazı hatunlar kocalarının ölümünden sonra bölgeleri idare etmiş veya vezirlerin kaderinde söz sahibi olmuştur. Bu dönemde cariyelik sadece hizmet veya cinsellik anlamına gelmemiştir.

Yetenekli cariyeler eğitimle yükselmiş ve hanedanın devamına katkıda bulunmuştur. Selçuklu mirası Osmanlılara geçmiş ve harem sistemi bu temeller üzerine inşa edilmiştir. Osmanlı döneminde cariyelik en gelişmiş halini almıştır.

Orhan Gazi’den itibaren saraylarda harem daireleri kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmed’le birlikte Topkapı Sarayı’nda harem kurumsallaşmış ve yüzlerce kadını barındırır hale gelmiştir. Erken Osmanlı padişahları döneminde cariyeler genellikle savaş esirleri veya hediye olarak gelen kadınlardan oluşmuştur.

İkinci Murad ve Fatih dönemlerinde harem hem aile hem de siyasi merkezdi. Kanuni Sultan Süleyman dönemiyle birlikte önemli bir değişim başlamıştır. Hürrem Sultan cariye kökenli olmasına rağmen padişahla nikahlanmış ilk örneklerden biri olmuştur. Bu evlilik saray geleneklerini yıkan bir istisnaydı. Kanuni Hürrem’le resmi nikah kıymış ve ondan sonra başka cariye almamıştır.

Hürrem Sultan aslen Ruthenia kökenli Aleksandra Anastasia Lisowska idi. Kırım Tatarlarının akınlarında esir alınmış genç bir kız olarak saraya getirilmiştir. Zekası, iradesi ve siyasi yeteneğiyle kısa sürede öne çıkmıştır. Kanuni ile evliliği hukuki bir nikahtı. Hürrem Haseki Sultan unvanını almış, hanedan siyasetinde derin izler bırakmıştır.

Mektuplar yazmış, oğullarının geleceğini planlamış ve padişahın yanında diplomasi yürütmüştür. Kanuni’nin Hürrem’e duyduğu bağlılık hem siyasi hem de kişisel boyutlarıyla tarihsel kayıtlara yansımıştır. Bu nikah cariyelik kurumunun basit bir cinsellik ilişkisi olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Hürrem’den sonra Nurbanu Sultan Üçüncü Murad’ın annesi olarak devlet işlerinde etkili olmuştur.

Nurbanu Sultan da cariye kökenliydi. Venedik soylu bir ailenin kızı olarak doğmuş, genç yaşta Osmanlı sarayına getirilmiştir. Sarayda aldığı yoğun eğitimle yükselmiş, önce haseki unvanını almış, oğlu Murad padişah olunca valide sultan olmuştur. Nurbanu valide sultan olarak sarayın ve devletin yönetiminde söz sahibi olmuş, Venedik’le ilişkilerden İngiltere kraliçesiyle mektuplaşmaya kadar geniş bir siyasi ağ kurmuştur.

Oğlu Murad’ın saltanatı sırasında haremdeki gücüyle vezir atamalarını etkilemiş ve dış politikada aktif rol almıştır. Nurbanu’nun hikayesi cariyelikten valide sultanlığa uzanan yolun somut bir örneğidir. Safiye Sultan Üçüncü Mehmed döneminde bu geleneği sürdürmüştür. Güçlü bir siyasi aktör olarak tanınmış, yabancı devletlerle yazışmalar yapmış ve saray entrikalarında belirleyici olmuştur. Kösem Sultan ise Dördüncü Murad ve İbrahim dönemlerinde, hatta torunu Dördüncü Mehmed’in küçük yaşında naipliğini yaparak “kadınlar saltanatı’nın” zirvesine çıkmıştır.

Uzun yıllar devletin fiili yöneticisi olmuş, iç ve dış politikada büyük etki yaratmıştır. Turhan Sultan’la birlikte bu güçlü valide sultan dönemi yavaş yavaş sonlanmış fakat valide sultanların etkisi azalmadan devam etmiştir. On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda cariyeler arasından çıkan birçok kadın saray entrikalarında, vezir atamalarında ve dış politikada rol almıştır. Osmanlı cariyelik sistemi katı bir hiyerarşi üzerine kurulmuştur.

Saraya giren bir cariye önce acemi olarak eğitime başlamış, okuma yazma, musiki, dikiş ve adab-ı muaşeret öğrenmiştir. Yeteneğine göre kalfa, usta, gözde, ikbal, haseki ve nihayet valide sultan mertebesine yükselebilmiştir. Çoğunluğu hizmette çalışırken azınlık güzellik, zeka ve talihle yükselmiştir. İslam hukukuna göre cariye doğurduğunda ümmüveled olmuş ve efendisinin ölümünde özgürlüğüne kavuşmuştur.

Gerçek hayatta ise rekabet, zehirleme, gözden düşme ve sürgünler sık görülmüştür. Bu sistem imparatorluğa yetenekli yöneticiler kazandırırken hanedan içinde istikrarsızlık da yaratmıştır. Cariyelik sadece saraya özgü kalmamıştır. Zengin konaklarda ve bey evlerinde de cariyeler ev işlerinde, çocuk bakımında ve idarede çalışmıştır. Fetihlerden gelen köle ticareti özellikle Kafkasya’dan Çerkes, Gürcü ve Abaza kızlarının yoğun akışıyla sürmüştür.

On dokuzuncu yüzyılda Tanzimat’la birlikte köle pazarları kapatılmış, bin sekiz yüz kırk yedideki fermanla kölelik resmen sınırlandırılmış fakat uygulama yavaş yavaş sona ermiştir. İkinci Abdülhamid döneminde bile sarayda cariyeler varlığını sürdürmüştür. Cumhuriyet’le birlikte bu kurum hukuken ortadan kalkmıştır.

Bugünden bakınca cariyelik Osmanlı’nın çelişkilerini özetlemektedir. Bir yandan köle ticareti yoluyla kadınları hukuki bir statü altında getirirken öte yandan fethedilen toprakların insanlarını merkeze taşımış, çokkültürlülüğü saraya sokmuştur. Bir Çerkes kızı valide sultan olup devleti yönetebilmiştir.

Bu durum Osmanlı pragmatizmini göstermektedir. Sadakat ve yetenek soydan daha önemli hale gelmiştir. Batılı seyyahların fantezilerinde binbir gece masallarına dönüşen harem gerçekte katı bir eğitim disiplini ve siyasi rekabet alanıydı. Halil İnalcık’ın ifadesiyle harem bir fuhuş yuvası değil bir okuldu. Cariyelik sadece cinsellik meselesi değildir. İmparatorluğun kadınları nasıl yönettiğinin, gücü nasıl dağıttığının hikayesidir.

Padişahların hayatı da sıklıkla yanlış anlaşılmaktadır. Birçok kişi popüler anlatılarda padişahları sürekli haremde kadınlarla vakit geçiren ve yatağında ölen kişiler olarak hayal etmektedir. Oysa gerçek çok farklıdır. Kanuni Sultan Süleyman gibi büyük hükümdarlar ömürlerinin önemli kısmını seferlerde, at sırtında, ordularının başında geçirmiştir.

 Kanuni 1566 yılında Zigetvar Seferi sırasında, yetmiş bir yaşında, komuta merkezindeki çadırında vefat etmiştir. Ölümü sefer sırasında gizlenmiş ve ordunun moralini korumak için bir süre saklanmıştır. Benzer şekilde birçok Osmanlı padişahı savaş meydanlarında, sefer yollarında veya devlet işleriyle meşgulken hayata veda etmiştir.

Harem padişahların özel hayatının bir parçasıydı ancak devlet yönetiminin, fetihlerin ve idari meselelerin önceliği asla azalmamıştır. Osmanlı bu kurumla hem kendini yenilemiş hem de kendi çelişkilerini yaratmıştır. En büyük dersi şudur ki hiçbir sistem insan iradesini ve talihini tamamen yok edemez. En alt katmandan bile imparatorlukları şekillendirecek kadınlar çıkabilir. Tarih temelli popüler anlatılarda bu kurum sıklıkla basitleştirilerek sunulmaktadır. Oysa gerçek tablo çok daha nüanslı ve katmanlıdır.

Okuyuculara önerim şudur: Leslie P. Peirce’in Harem-i Hümayun Osmanlı İmparatorluğu’nda Hükümranlık ve Kadınlar adlı eseri ile aynı yazarın Hürrem Sultan kitabı, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Osmanlı Devleti’nin Saray Teşkilatı kitabı ve Halil İnalcık’ın Devlet-i Aliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar serisi tarihin gerçek yüzünü anlamak için en güvenilir kaynaklardır. Tarih popüler sohbetlerde eğlence malzemesi olabilir fakat gerçek bilgi ancak bu tür akademik eserlerde saklıdır. Cariyelik kurumu ve özellikle Hürrem ile Nurbanu gibi valide sultanların hikayeleri de işte bu eserlerin ışığında doğru anlaşılmalıdır.

 



Bu yazı 11 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI