beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Bugun...


Umut M. Berberoğlu

facebook-paylas
Ankara Önlerinde Ölüm Kalım Savaşı: Tekalif-i Milliye’den Sakarya’nın Doğusuna İstiklal Mücadelesi
Tarih: 23-08-2026 14:06:00 Güncelleme: 24-08-2026 14:10:00


Sakarya Meydan Muharebesi, Türk İstiklal Harbi’nin kaderini tayin eden, askeri strateji, lojistik deha, taktiksel esneklik ve topyekûn direniş mantığının yeryüzünde bizzat uygulandığı en muazzam ve en karmaşık askeri operasyonlardan biridir. Bu büyük muharebenin derinlemesine anlaşılabilmesi için öncelikle Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nde yaşanan ağır taktiksel geri çekilmenin yarattığı askeri ve psikolojik buhranı analiz etmek gerekir.

Temmuz 1921’de Yunan ordusunun üç koldan başlattığı kuşatma taarruzu karşısında Türk ordusunun imha olma tehlikesi belirdiğinde, cepheye bizzat gelen Garp Cephesi Kurmay Başkanı İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile durumu değerlendiren Mustafa Kemal Paşa, askeri literatürde çok riskli ama hayatı kurtaran o radikal kararı almıştır: Orduyu düşmanla arasına mesafe koyacak ve lojistik hatlarını çökertecek şekilde Sakarya Nehri’nin doğusuna çekmek. Bu çekilme kararı, askeri açıdan ordunun insan ve silah gücünü korumasını sağlamış olsa da Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kelimenin tam anlamıyla bir bomba etkisi yaratmıştır. Meclis kürsüsünden “Ordu nereye gidiyor, millet nereye götürülüyor, vatan elden gidiyor” feryatları yükselirken, hükümet merkezinin Kayseri’ye taşınması için gizli oturumlarda hararetli tartışmalar yapılmış, meclis arşivleri ve kıymetli evraklar kamyonlara yüklenerek Kayseri’ye doğru yola çıkarılmıştır.

       Muhalefetin ve halkın içinde bulunduğu bu derin moral çöküntüsünü sarsıcı bir siyasi liderlikle göğüsleyen Mustafa Kemal Paşa, sorumluluğu tamamen üzerine alarak 5 Ağustos 1921’de Meclis’ten, yasama ve yürütme yetkilerini de şahsında toplayacak şekilde genişletilmiş üç aylık “Başkomutanlık” kanununu çıkartmıştır. Başkomutan, yetkiyi eline alır almaz modern askeri tarihin en radikal lojistik seferberliği olan Tekâlif-i Milliye Emirleri’ni yayımlamıştır. Bu on maddelik emirler dizisi, sadece orduyu beslemekle kalmamış, tüm ulusu cephe gerisinde organize bir askeri fabrika haline getirmiştir.

Her ilçede kurulan Tekalif-i Milliye Komisyonları aracılığıyla halkın elindeki giyecek, çorap, çarık, manifatura malzemesi, buğday, arpa, saman, binek ve yük hayvanları ile her türlü motorlu taşıtın yüzde kırkına, bedeli zaferden sonra ödenmek kaydıyla el konulmuştur. Ülkedeki tüm demirciler, tesfiyeciler, marangozlar ve zanaatkarlar ordu emrine alınarak cephane imalatı ve silah tamiratı için gece gündüz çalıştırılmıştır. Kastamonu İnebolu sahilinden başlayıp Kastamonu, Çankırı üzerinden Ankara’ya uzanan ve tarihe “İstiklal Yolu” olarak geçen güzergâhta, kadınlar, yaşlılar ve çocuklar kağnılarla sırtlarında cephane taşıyarak Sakarya’nın doğusundaki tahkimat hatlarını beslemiştir.

Karşı cephede ise İngiltere Başbakanı Lloyd George’un koşulsuz diplomatik ve maddi desteğine güvenen, Kral Konstantin’in bizzat İzmir’e gelerek gövde gösterisi yaptığı Yunan Küçük Asya Ordusu (Anadolu Ordusu) bulunmaktaydı. General Papulas komutasındaki bu muazzam askeri makine; 9 piyade tümeni, 1 süvari tugayı, ağır topçu alayları, zırhlı otomobilleri ve gökyüzünde kesin hava üstünlüğü sağlayan uçak filolarıyla donatılmıştı. Yunan genelkurmayının stratejik planı,

Sakarya Nehri’nin kuzeyindeki Türk tahkimatlarını aldatıcı taarruzlarla meşgul ederken, ordunun büyük kısmını Haymana ve Polatlı’nın güneyine, yani Türk ordusunun sol (güney) kanadına kaydırarak geniş bir kuşatma manevrası yapmaktı. Bu manevrayla Türk ordusu arkadan sarılacak, Ankara ile bağı koparılacak ve tek bir imha muharebesiyle Türk istiklal iddiası tarihe gömülecekti. Yunan ordusu bu amaçla 14 Ağustos’ta ileri harekâta başladı ve kavurucu yaz sıcağında, susuz ve çorak Anadolu topraklarını aşarak 23 Ağustos 1514 Çaldıran Muharebesi’ndeki Osmanlı yürüyüş güzergahlarına benzer bir lojistik gerilimle Sakarya önlerine dayandı. 23 Ağustos 1921 sabahı, Yunan topçusunun yüzlerce namludan aynı anda fırlattığı cehennemi yaylım ateşiyle Sakarya Meydan Muharebesi resmen başladı. Muharebe alanı, yaklaşık 100 kilometre genişliğinde ve derinliğinde, kayalık, çorak, dik tepelerden oluşan devasa bir sahayı kapsıyordu. Yunan taarruzunun ilk dalgası Türk ordusunun en güney ucunda yer alan Mangal Dağı mevzilerine yüklendi.

4. Grup Komutanlığı idaresindeki bu dağ, yoğun topçu bombardımanı ve sarsıcı Yunan piyade dalgaları karşısında 24 Ağustos gecesi elden çıktı. Mangal Dağı’nın düşmesi Ankara’da büyük paniğe yol açsa da Başkomutanlık ve Garp Cephesi karargahı soğukkanlılığını koruyarak hemen arkadaki Türbetepe ve İkiztepe hatlarını ikinci savunma kademesi olarak tahkim etti. 26-29 Ağustos tarihleri arasında muharebeler en kanlı evresine ulaştı; Yunan ordusu sol kanadımızı tamamen çökertebilmek için Haymana ve Polatlı istikametindeki tepelere aralıksız saldırdı. Duatepe, Yıldıztepe, Kartaltepe ve Kara Kışla mevkilerinde siperler arasındaki mesafe yer yer 10-15 metreye kadar düştü. Bir siper elden çıkıyor, hemen ardından süngü hücumuyla geri alınıyor, birkaç saat sonra taze Yunan ihtiyatlarının yüklenmesiyle yeniden kaybediliyordu.

Türk ordusunun insan gücü ve mühimmat rezervleri kritik sınırın altına indiğinde, birçok tümen komutanı cephenin tamamen yarıldığını rapor etmeye başladı. İşte tam bu stratejik tıkanma ve ölüm-kalım anında, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa askeri literatürün klasik dogma ve kurallarını kökten yıkan, harbin çehresini değiştiren o muazzam emrini dikte ettirdi: “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için, küçük büyük her cüzütam, bulunduğu mevziden atılabilir; fakat küçük büyük her cüzütam, ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz; bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.” Bu emir, doğrusal savunma hatlarına dayalı klasik Avrupa askeri doktrininin iflası, yerine esnek, derinlikli ve ademi merkeziyetçi bir “alan savunması” doktrininin ikame edilmesi demekti.

Bu stratejiye göre, bir tepe veya siper düştüğünde ordu genel bir geri çekilme dalgasına kapılmayacak; geri çekilen birlik birkaç yüz metre arkadaki ilk kayalıkta, ilk çukurda hemen yeni bir mevzi açıp savaşa devam edecekti. Böylece Yunan ordusu ele geçirdiği her tepenin ardından zafer kazandığını düşünürken, karşısında derhal örülen yeni bir Türk savunma duvarı buldu. Bu durum, Yunan ordusunun taarruz momentumunu kırdı, onları sürekli olarak mevzi savaşına zorladı ve en önemlisi, zaman kazanılmasını sağlayarak Yunan ordusunun lojistik hatlarını felç etti. İzmir ve Bursa limanlarından yola çıkan Yunan ikmal kamyonları, Anadolu’nun bozuk yollarında, Türk süvari tümenlerinin (özellikle Fahrettin Altay Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu’nun) arkadan yaptığı amansız gerilla baskınlarıyla imha ediliyordu.

Yunan askeri susuz, ekmeksiz ve en önemlisi top mermisiz kalmaya başlamıştı. 2 Eylül günü Yunan ordusu Haymana’yı düşürmek ve Ankara yolunu açmak için son bir çılgınca gayretle tüm ihtiyatlarını cepheye sürdü. Ancak karşılarında, İstanbul’dan kaçarak gelen subaylar, harp okulu öğrencileri ve Tekâlif-i Milliye sayesinde donatılmış taze Türk birliklerini buldular. Sakarya, kelimenin tam anlamıyla bir “Subaylar Savaşı” haline gelmişti; zira en ön safta, erlerin başında çarpışan yüzlerce genç ve yetişmiş Türk subayı şehit düşüyordu. Bu yüzden Mustafa Kemal Paşa bu savaşa “Melhame-i Kübra” yani büyük kan gölü adını vermişti.

4-5 Eylül tarihlerine gelindiğinde Yunan ordusunun taarruz gücü tamamen tükendi ve General Papulas, stratejik olarak inisiyatifin Türk tarafına geçtiğini görerek ordusunu savunma pozisyonuna çekmeye karar verdi. Ancak Türk Genelkurmayı düşmana nefes aldırmayacaktı. Fevzi Çakmak Paşa’nın dahi bizzat ileri hatlardaki topçu bataryalarının başına geçerek koordinasyonu sağladığı büyük Türk karşı taarruzu 10 Eylül 1921 sabahı başlatıldı. Türk ordusu bu kez savunma hattından fırlayarak, düşmanın tahkim ettiği tepelere doğru sarsıcı bir hücuma geçti. Karşı taarruzun ilk büyük zaferi, Ankara yolunun kilidi konumundaki Duatepe’nin 5. Kafkas Tümeni tarafından destansı bir süngü hücumuyla geri alınması oldu. Duatepe’nin düşüşü,

Yunan ordusunun cephe bütünlüğünü tamamen bozdu ve askerler arasında bir panik dalgası yarattı. 11 ve 12 Eylül günlerinde Kartaltepe ve Mangal Dağı sırasıyla geri alındı. Türk askeri, haftalardır geri çekilmenin verdiği hınç ve vatanı korumanın azmiyle Yunan birliklerini Sakarya Nehri’ne doğru sürmeye başladı. 13 Eylül 1921 tarihine gelindiğinde, Sakarya Nehri’nin doğusunda tek bir canlı Yunan askeri kalmamıştı; General Papulas, ordusunun tamamen imha olmasını engellemek amacıyla Eskişehir-Afyon hattına doğru düzensiz, yakıp yıkarak ve geri hatlardaki Türk köylerini ateşe vererek büyük bir ricat (çekilme) harekâtı başlattı. 22 gün ve 22 gece aralıksız süren bu dünya tarihinin en uzun meydan muharebesi,

Türk milletinin mutlak askeri zaferiyle taçlanmıştı. Sakarya Zaferi’nin askeri, siyasi ve diplomatik sonuçları uluslararası sistemde sarsıcı bir deprem yarattı. İtilaf devletlerinin Sevr Antlaşması’nı silah zoruyla dikte etme stratejisi askeri sahada kesin olarak iflas etti. Bu zaferin diplomatik meyveleri gecikmeden toplandı: 13 Ekim 1921’de Sovyetler Birliği çatısı altındaki Güney Kafkasya Cumhuriyetleri (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan) ile Kars Antlaşması imzalanarak doğu sınırımız kesin ve kalıcı olarak güvenceye alındı; buradaki Türk birlikleri batı cephesine kaydırıldı. En büyük diplomatik kırılma ise batı blokunda yaşandı; Fransa, İngiltere ile olan ittifak çatlağını derinleştirerek 20 Ekim 1921’de Ankara Hükümeti ile Ankara Antlaşması’nı imzaladı. Böylece Fransa, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni resmi olarak tanıyan ilk büyük Batı gücü oldu, güney cephesi kapandı ve oradaki muazzam askeri güç ile silahlar da Batı Cephesi’ne nakledildi.

Meclis, bu büyük askeri dehanın ve zaferin mimarı olan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya 19 Eylül 1921’de kanunla “Gazilik” unvanı ve Türk askeri rütbelerinin en yükseği olan “Mareşallik” rütbesini tevcih etti. Sakarya Meydan Muharebesi, II. Viyana Kuşatması’ndan beri tam 238 yıldır aralıksız devam eden Türk geri çekilme tarihinin kesin olarak son bulduğu, Türk milletinin askeri olarak rüştünü ve sarsılmaz istiklal iradesini dünyaya ilan ettiği en büyük dönüm noktasıdır.

Kaynakça

   1. Türk Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi: Batı Cephesi, Sakarya Meydan Muharebesi ve Sonraki Harekât, Cilt II, Kısım 5, Kitap 1-2, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Başkanlığı Yayınları, Ankara 1973.

   2. Atatürk, Mustafa Kemal, Nutuk (1919-1927), Cilt II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1989.

   3. Çakmak, Fevzi, Büyük Harpte Şark Cephesi Hareketleri ve İstiklal Harbi Notları, Genelkurmay ATASE Başkanlığı Yayınları, Ankara 1980.

   4. İnönü, İsmet, Hatıralar, (Haz. Sabahattin Selek), Bilgi Yayınevi, Ankara 1992.

   5. Cebesoy, Ali Fuat, Milli Mücadele Hatıraları, Temel Yayınları, İstanbul 2000.

   6. Karabekir, Kazım, İstiklal Harbimiz, Emre Yayınları, İstanbul 1993.

   7. Apak, Rahmi, Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1988.

   8. Özalp, Kazım, Milli Mücadele (1919-1922), Cilt I-II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1971.

   9. Bıyıklıoğlu, Tevfik, Atatürk Anadolu’da (1919-1921), Kent Basımevi, Ankara 1959.

   10. Selek, Sabahattin, Anadolu İhtilali, Cilt I-II, Kastaş Yayınları, İstanbul 1987.

   11. Sonyel, Salahi R., Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, Cilt II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1986.

   12. Erden, Ali Fuat, İsmet İnönü, Burhanettin Erenler Matbaası, İstanbul 1952.

   13. Belen, Fahri, Türk Kurtuluş Savaşı: Askeri, Siyasi ve Sosyal Yönleriyle, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Yayınları, Ankara 1973.

   14. Görgülü, İsmet, On Yıllık Harbin Kadrosu (1912-1922), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1993.

   15. Tansel, Selahattin, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, Cilt IV, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Yayınları, Ankara 1974.

   16. Ayışığı, Metin, Mareşal Fevzi Çakmak’ın Askeri ve Siyasi Hayatı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2011.

   17. İlkin, Selim – İlkin, İlhan, Tekâlif-i Milliye Emirleri ve Uygulanması, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2021.

   18. Jaeschke, Gotthard, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1989.

   19. Kuran, Ercüment, “Sakarya Meydan Muharebesi’nin Siyasi Sonuçları”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt V, Sayı 14, Ankara 1989, ss. 345-352.

   20. Sofuoğlu, Adnan, “Sakarya Meydan Muharebesi Öncesinde ve Sırasında Cephe Gerisindeki Durum”, Askeri Tarih Bülteni, Sayı 31, Ankara 1991, ss. 89-104.

   21. Türk Tarih Kurumu, Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, Cilt IV, TTK Yayınları, Ankara 1991.

   22. Dirik, Doğan, Garp Cephesinde Komutanlarım ve Ben, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2004.

   23. Asaf, Mehmet, Milli Mücadele Hatıraları: Gördüklerim, İşittiklerim, Duyduklarım, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1982.

   24. Erdem, Gazi, “Sakarya Meydan Muharebesi’nde Lojistik Hizmetler”, Gazi Akademik Bakış Dergisi, Cilt 4, Sayı 8, Ankara 2011, ss. 115-132.

   25. Akakuş, Recep, Milli Mücadele’de Sakarya, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1981.



Bu yazı 515 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI