Gece, kasabanın eski meydanına sessizce çökmüştü. Taşların arasına sinmiş yılların suskunluğu, tek bir sokak lambasının loş ışığıyla bölünüyordu. Işık, meydanın ortasındaki büyük surete vuruyor; geçmişin izlerini, derinliğini ve ağırlığını görünür kılıyordu. O suret, bir zamanlar ağır sorumluluklar üstlenmiş, zor yollardan geçmiş iki insanın hatırasını taşıyordu. Zaman değişmiş, kalabalıklar dağılmıştı; fakat o yüzlerdeki kararlılık hala silinmemişti.
Uzun paltolu bir adam meydana geldi. Adımlarını yavaşlatarak suretin karşısında durdu. Bir süre sessiz kaldı. Ardından kendi kendine konuşmaya başladı;
“Her şey anlatıldığı gibi değil,” dedi. “İnsanlar büyütmeyi sever. Hikayeler zamanla parlatılır. Belki de bazı şeyler gereğinden fazla abartıldı.” Sesi başlangıçta sakindi; ancak cümleleri ilerledikçe sertleşti;
“Yakından bakınca eksikler de görülür. Gölgeler de var. Belki de asıl gerçek o gölgelerde saklıdır.” Konuşurken eli farkında olmadan havaya kalktı. Sanki görünmeyen bir fırçayla suretin bazı yerlerini silmek, bazı çizgilerini yeniden çizmek ister gibiydi.
Kendi düşüncelerini güçlendirmek için resmi değiştirmeye çalışıyordu. Meydanın kenarındaki bankta oturan yaşlı adam bu sözleri duydu. Yavaşça ayağa kalktı ve adama doğru yürüdü. Adımlarında acele yoktu. Yanına geldi, bir süre o da surete baktı. Sonra sakin ama derin bir sesle konuştu:
“Bazı izler vardır evlat,” dedi, “kolay oluşmaz. Zor zamanların ve ağır kararların içinden geçerek şekillenir.” Kısa bir sessizlik oldu.
“Sorgulamak gerekir. Anlamaya çalışmak da öyledir. Ama bazıları, kendine yer açmak için başkalarının izlerini silmeye kalkar.”
Paltolu adam kaşlarını çattı. “Ben sadece gerçeği söylüyorum,” dedi. Yaşlı adam başını hafifçe salladı. “Gerçek değerlidir,” dedi, “ama onu anlatırken niyet de ortaya çıkar.” Gözlerini suretten ayırmadan devam etti:
“Bazı insanlar ışığın altında durur; fakat onu anlamak yerine azaltmaya çalışır. Sanırlar ki ışık azalırsa kendi gölgeleri büyür.” Paltolu adam sustu.
“Halbuki,” dedi yaşlı adam, “ışık yerinde kalır. O ışığın önüne geçenin gölgesi büyür; ama ışık eksilmez.” Rüzgar hafifçe esti. Sokak lambası titrer gibi oldu, fakat sönmedi. Paltolu adam hiçbir şey söylemeden arkasını döndü. Adımları taşların üzerinde yankılandı, sonra yavaşça kayboldu. Yaşlı adam bir süre daha orada kaldı. Ardından o da sessizce uzaklaştı. Meydan yeniden yalnızlığa büründü. Ve suret… Olduğu yerde durmaya devam etti. Işığın altında, zamana karşı dimdik.