beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Bugun...


Umut M. Berberoğlu

facebook-paylas
Tarihin Kırılma Hattında Kolektif Histeri ve Planlı Hafıza Kaybı: 6-7 Eylül Olaylarının Anatomisi
Tarih: 06-09-2026 13:41:00 Güncelleme: 06-09-2026 12:43:00


Türkiye Cumhuriyeti’nin çok kültürlü toplumsal yapısında, kentsel belleğinde ve iktisadi tarihinde onarılamaz gedikler açan 6-7 Eylül Olayları, yalnızca iki güne sıkışmış anlık bir infial, kontrolden çıkmış sıradan bir toplumsal taşkınlık veya basit bir protesto eylemi olarak okunamaz.

Kökleri Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki homojenleştirme çabalarına, İttihat ve Terakki zihniyetinin iktisadi Türkleştirme politikalarına, Cumhuriyet’in ulus devlet inşa süreçlerindeki pratiklerine ve İkinci Dünya Savaşı sonrasının Soğuk Savaş jeopolitiğine uzanan bu trajedi, devlet aygıtının, istihbarat örgütlerinin ve güdümlü medyanın ortaklaşa kurguladığı bir özel harp operasyonudur. 1955 yılının sonbaharında İstanbul, İzmir ve Ankara sokaklarında yankılanan balta, kazma, levye, demir çubuk ve taş sesleri, yüzyıllardır bu topraklarda yan yana yaşayan, ortak bir yaşam kültürü üreten halkların bir arada yaşama iradesini paramparça etmiştir.

Dönemin resmi yazışmaları, emniyet raporları, meclis gizli oturum tutanakları, gazete arşivleri, yerli tanıklıklar ve sonrasında Yassıada Yüksek Adalet Divanı’nın dosyaları yan yana getirilip titizlikle incelendiğinde, karşımıza çıkan manzara kesinlikle sıradan bir toplumsal galeyan değil, en ince detayına kadar planlanmış, lojistiği hazırlanmış, failleri organize edilmiş ve icrasına zımnen veya açıkça göz yumulmuş sistemli bir pogromdur. Olayların arka planındaki en önemli diplomatik ve siyasi kaldıraç, şüphesiz Kıbrıs meselesidir.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından adadaki İngiliz sömürge yönetiminin zayıflaması ve Rumların Enosis yani Yunanistan ile birleşme taleplerini radikal bir biçimde yükseltmesi, adada yaşayan Türk azınlığın geleceğini tehlikeye atmıştı. Londra’da toplanan üçlü konferansta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere masaya otururken, Demokrat Parti hükümeti hem dış politikada elini güçlendirmek hem de iç politikada derinleşen ekonomik buhranın, devalüasyon beklentilerinin ve karaborsanın yarattığı toplumsal memnuniyetsizliği başka bir yöne kanalize etmek istiyordu. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun Londra’dan Ankara’ya gönderdiği şifreli mesajlarda, Türk kamuoyunun Kıbrıs konusunda ne kadar hassas, aktif ve gerekirse sert olduğunu gösterecek kitlesel eylemlere ihtiyaç duyulduğunu açıkça belirtmesi, operasyonun diplomatik meşruiyet arayışının ilk somut işaretidir. Bu gergin atmosferde, Kıbrıs Türktür Cemiyeti gibi milliyetçi organizasyonlar, yükseköğrenim gençlik dernekleri ve bazı işçi sendikaları devletin örtülü desteğiyle hızla mobilize edilmiş, basında sistematik bir azınlık karşıtı propaganda dalgası başlatılmıştır. Yerli sermayenin ve ticaret hayatının hala önemli bir kısmını elinde tutan gayrimüslim tebaaya karşı zaten var olan örtülü ekonomik husumet, Kıbrıs meselesinin yarattığı milli hamasetle harmanlanarak patlamaya hazır bir dinamit haline getirilmiştir. Geriye kalan tek şey, bu toplumsal birikimi patlatacak provokatif bir kıvılcımdır.

Bu kıvılcım, 6 Eylül 1955 günü öğleden sonra, Mithat Perin’in sahipliğini yaptığı ve dönemin iktidarına son derece yakın, adeta yarı resmi bir yayın organı gibi işlev gören İstanbul Ekspres gazetesinin bastığı o meşhur ve kışkırtıcı manşetle çakılmıştır: Atamızın evi bomba ile hasara uğradı. Selanik’teki Atatürk Evi’ne atılan bombanın haberi, henüz Yunan makamları olayın failini, mahiyetini ve patlamanın boyutlarını tam olarak aydınlatmadan, dönemin ilkel iletişim şartlarında şüphe uyandırıcı bir hızla İstanbul’a ulaştırılmış ve gazete normal tirajının çok üzerinde, iki baskı yaparak yüz binlerce adet dağıtılmıştır.

Yassıada yargılamalarında net bir şekilde hukuki olarak kanıtlandığı üzere, bu bomba aslında gayrimüslim unsurlar tarafından değil, bizzat Türk istihbarat servislerine çalışan Selanik Hukuk Fakültesi öğrencisi Oktay Engin ve Konsolosluk Kavası Hasan Uçar tarafından yerleştirilmiştir. İstanbul Ekspres’in bu kışkırtıcı nüshası, önceden organize edilmiş, banliyö trenleri, kamyonlar, otobüsler vasıtasıyla çevre illerden, İzmit’ten, Adapazarı’ndan ve kentin varoşlarından merkez bölgelere taşınmış güruhların ellerine hızlıca tutuşturulmuştur.

Öğleden sonra saat 18.00 sularında Taksim Meydanı’nda toplanan kalabalıklar, Kıbrıs Türktür Cemiyeti yöneticilerinin ajitatör söylemleriyle harekete geçirilmiş ve Beyoğlu’nun simgesi olan İstiklal Caddesi başta olmak üzere gayrimüslimlerin yoğun olarak yaşadığı Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Eminönü, Fatih, Kadıköy, Kuzguncuk, Adalar, Yeşilköy, Tarabya ve Büyükdere gibi semtlerde eş zamanlı bir yıkım ve yağma faaliyeti başlatılmıştır. Saldırganların ellerinde aynı tip tornadan çıkmış tahta sopaların, baltaların, kazmaların ve demir levyelerin bulunması, dahası daha önceden yerel Demokrat Parti mahalle teşkilatları, belediye görevlileri ve emniyet unsurları vasıtasıyla hazırlanan gayrimüslimlere ait ev ve işyerlerinin listelerinin ellerinde olması, kapılara konulan tebeşir veya boya işaretlerinin varlığı, eylemin spontane gelişmediğinin en net tarihsel kanıtıdır. Güruh, önceden belirlenen dükkanların kepenklerini kırıp içindeki kumaşları, halıları, antika eşyaları, porselenleri, gıdaları ve o dönemin lüks tüketim malları olan beyaz eşyaları caddelere saçmış, üzerlerinden kamyonlarla geçerek ya da ateşe vererek devasa bir tahribat yaratmıştır. İstiklal Caddesi boydan boya kumaş topları, parçalanmış mobilyalar ve kırık cam vitrin enkazıyla kaplanmıştır. Olayın vahameti sadece maddi yağmayla veya ticari işletmelerin tahrip edilmesiyle sınırlı kalmamıştır; inanç hürriyetine, humaniter değerlere ve doğrudan yaşam hakkına yönelik korkunç saldırılar gerçekleştirilmiştir.

Balıklı Rum Hastanesi başta olmak üzere İstanbul genelinde yetmişe yakın Rum Ortodoks kilisesi, manastırlar, sinagoglar, mezarlıklar ve okullar hedef alınmıştır. Kiliselerin içindeki kutsal ikonalar parçalanmış, haçlar kırılmış, mezarlıklar deşilerek yeni gömülmüş cenazeler dışarı çıkarılmış ve tahkir edilmiştir. Din adamları darp edilmiş, sakalları zorla kesilmiş veya yakılmak istenmiştir. Resmi raporlara yansımayan veya sansürlenen çok sayıda tecavüz vakası yaşanmış, gayrimüslim vatandaşlar kendi evlerinde ve mahallelerinde büyük bir can güvenliği terörüne maruz bırakılmıştır. Saldırgan grupların hiyerarşik bir yapıda hareket ettiği, önden giren öncü birliklerin kapıları kırıp işaretlediği, arkadan gelenlerin yağmaladığı, üçüncü grubun ise ateşe verdiği ya da tamamen yıktığı tanık ifadeleriyle sabittir.

Tüm bu dehşet anları yaşanırken, devletin emniyet güçlerinin, valiliğin, jandarmanın ve askeri birliklerin saatler boyunca mutlak bir eylemsizlik, sessizlik ve seyircilik içinde kalması, yağmacılara adeta zımni bir hukuki güvence ve koruma sağlamıştır. İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay, İçişleri Bakanı Namık Gedik ve hatta o esnada İstanbul’da bulunan Başbakan Adnan Menderes’in olayları durdurmaya yönelik radikal bir emir vermemesi, ancak gece yarısına doğru kontrolün tamamen kaybedilmesi, olayların yabancı konsolosluklara ve kontrol dışı bölgelere sıçraması üzerine askeri birliklerin müdahale etmesi ve sıkıyönetim ilan edilmesi, operasyonun devletin planladığı sınırları aşarak kitlesel bir anarşiye ve uluslararası bir skandala dönüştüğünü göstermektedir. Olayların ertesi günü, yani 7 Eylül sabahı İstanbul sokakları, tonlarca kumaşın, kırılmış eşyaların ve paramparça edilmiş kültür varlıklarının enkazıyla tam bir savaş alanını andırmaktadır.

Benzer sahneler, daha küçük ölçekte ve benzer planlı lojistikle İzmir’de Yunan Konsolosluğu’nun, fuardaki Yunan pavyonunun ve gayrimüslim işyerlerinin yakılmasıyla, Ankara’da ise belirli azınlık evlerine yönelik saldırılar ve protesto gösterileriyle hayat bulmuştur.

       Facianın hemen ardından Demokrat Parti hükümeti ve devlet aklı, uluslararası alanda düşülen zor durumu toparlamak ve suçluluk psikolojisini bastırmak adına hızla bir günah keçisi arayışına girmiştir. 12 Eylül 1955 günü olağanüstü toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi oturumunda, Başbakan Adnan Menderes ve hükümet sözcüsü bakanlar, olayların arkasında milli hisleri istismar eden, Kıbrıs hassasiyetini manipüle eden komünist kışkırtması ve yeraltı faaliyeti olduğunu iddia etmişlerdir.

Sıkıyönetim mahkemeleri derhal harekete geçirilerek, aralarında Aziz Nesin, Kemal Tahir, Asım Bezirci, İlhan Berk, Hasan İzzettin Dinamo, Nihat Sargın ve Müzehher Va-Nu gibi isimlerin de bulunduğu onlarca sol eğilimli aydın, yazar, sendikacı ve üniversite öğrencisi alelacele tutuklanmış, Harbiye Hücreleri’ne kapatılmıştır. Hükümet, bu komünist komplosu teziyle hem uluslararası kamuoyunda imajını kurtarmaya çalışmış hem de iç politikadaki muhalefeti susturmak ve basına sansür getirmek için elverişli bir zemin yakalamıştır. Ancak birkaç ay süren tahkikatların ardından, sıkıyönetim mahkemelerinin bile somut hiçbir delil bulamayarak bu isimleri beraat ettirmek zorunda kalması, resmi tezin ne kadar temelsiz ve yapay olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Meclis tutanaklarındaki gizli celse kayıtları ve muhalefet lideri İsmet İnönü’nün beyanatları incelendiğinde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin hükümetin emniyet zaafiyetini, istihbaratın rolünü, Kıbrıs Türktür Cemiyeti ile olan organik ve finansal bağlarını sert bir dille eleştirdikleri, ancak sansür mekanizmaları ve basına getirilen yasaklar nedeniyle bu tartışmaların halka ulaşmasının tamamen engellendiği görülür. 6-7 Eylül Olayları’nın gerçek hukuki ve siyasi anatomisi, ancak 1960 askeri müdahalesinin ardından kurulan Yassıada Yüksek Adalet Divanı duruşmalarında net bir şekilde çekilebilmiştir. Yassıada’da açılan bağımsız 6-7 Eylül Olayları Davası kapsamında Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay, İçişleri Bakanı Namık Gedik (intihar etmiştir), emniyet müdürleri ve Selanik’teki bombayı atan ajanlar sanık sandalyesine oturtulmuştur. Mahkeme sürecinde sunulan gizli ödenek yani örtülü ödenek kayıtları, Selanik’teki bombayı organize eden kişilere ve Kıbrıs Türktür Cemiyeti yöneticilerine yapılan elden ödemeler, emniyetin olaylar sırasındaki kasıtlı eylemsizlik emirleri ve görgü tanıklarının sarsıcı ifadeleri, bu pogromun bizzat devlet mekanizması ve istihbarat eliyle kurgulandığını resmi olarak tescillemiştir.

Davanın en çarpıcı tarihsel itiraflarından biri ise yıllar sonra, 1990’larda, dönemin Özel Harp Dairesi yani Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı yapmış olan Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun gazeteci Fatih Güllapoğlu’na verdiği mülacatta saklıdır: 6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı. Bu cümle, devletin kendi yasal vatandaşına karşı yürüttüğü psikolojik harp, operasyonel tasfiye ve mülksüzleştirme mantığının en yalın, en pervasız ve en korkunç ifadesidir. Sonuç olarak 6-7 Eylül Olayları, Türkiye’nin iktisadi, sosyolojik ve demografik yapısını radikal bir biçimde homojenleştirme, yani sermayeyi ve kenti cebren Türkleştirme sürecinin en vahşi, en dramatik ve en etkili operasyonlerinden biridir.

1942 yılındaki Varlık Vergisi ile başlayan ekonomik çökertme süreci, 6-7 Eylül pogromu ile fiziksel bir tasfiyeye dönüşmüş ve nihayetinde 1964 sürgünleri ile devam eden bu dışlama silsilesi, İstanbul’un bin yıllık Bizans ve Osmanlı mirasının canlı taşıyıcısı olan gayrimüslim nüfusun şehirden neredeyse tamamen kazınmasıyla sonuçlanmıştır. Olayların ardından can, mal ve namus güvenliğini tamamen yitiren on binlerce Rum, Ermeni ve Yahudi vatandaş, asırlardır kök saldıkları bu kadim toprakları, evlerini, dükkanlarını ve tüm anılarını bırakarak kitlesel olarak göç etmek zorunda kalmıştır. Bu büyük ve trajik gidişle birlikte Türkiye, sadece rengarenk bir insani ve kültürel dokuyu değil; ticaret hayatındaki köklü birikimi, zanaat kültürünü, mimari mirası ve kentsel estetiği de geri döndürülemez bir biçimde kaybetmiştir.

Cumhuriyet tarihinin bu en uzun ve en karanlık gecesi, milliyetçi histerinin devlet aygıtları tarafından manipüle edildiğinde ne denli büyük bir kitlesel kıyıma, mülksüzleştirmeye ve planlı bir hafıza kaybına yol açabileceğini gösteren, bugün de dürüstçe yüzleşilmesi gereken en ağır tarihsel ödevlerden biri olarak önümüzde durmaktadır.

Kaynakça

Kitaplar

   1. Aktar, Ayhan. Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları. İstanbul: İletişim Yayınları, 2000.

   2. Güven, Dilek. 6-7 Eylül Olayları: Cumhuriyet Tarihinin En Karanlık Gecesi. İstanbul: İletişim Yayınları, 2006.

   3. Akar, Rıdvan ve Demir, Hülya. İstanbul’un Son Sürgünleri: 1964’te Rumların Sınırdışı Edilmesi. İstanbul: İletişim Yayınları, 1994.

   4. Benbassa, Esther ve Rodrigue, Aron. Türkiye ve Balkan Yahudileri Tarihi. İstanbul: İletişim Yayınları, 2001.

   5. Bali, Rıfat N. Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri: Bir Türkleştirme Serüveni (1923-1945). İstanbul: İletişim Yayınları, 1999.

   6. Yetkin, Çetin. Türkiye’de Azınlıklar. İstanbul: Korkut Yayınları, 1995.

   7. Güllapoğlu, Fatih. Tanksız Topsuz Harekât: Yirmibeşoğlu’nun İtirafları. İstanbul: Tekin Yayınevi, 1991.

   8. Perin, Mithat. 6-7 Eylül Olaylarının İçyüzü. İstanbul: Perin Yayınları, 1957.

   9. Nesin, Aziz. Salkım Salkım Asılacak Adamlar. İstanbul: Adam Yayıncılık, 1987.

   10. Tahir, Kemal. Yorgun Savaşçı ve Harbiye Hücreleri Anıları. İstanbul: Sander Yayınları, 1972.

 

Tezler

11. Salihoğlu, Hasan. 6-7 Eylül Olayları ve Türk Basınındaki Akisleri. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, 1999.

12. Yıldırım, Serdar. 1955 Yılı Türk-Yunan İlişkileri Ekseninde 6-7 Eylül Olayları. Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, 2012.

13. Uzun, Meltem. Demokrat Parti Dönemi Azınlık Politikaları ve 6-7 Eylül Hadiseleri. Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008.

14. Karaca, Emin. 6-7 Eylül Olaylarında Solcuların Yargılanması: Harbiye Mahkemesi Süreci. Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, 2005.

15. Demirci, Fatih. İngiliz Gizli Belgelerinde 6-7 Eylül Olayları ve Kıbrıs Sorunu. Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010.

16. Çelik, Ahmet. 6-7 Eylül Olaylarının İzmir’deki Yansımaları ve Toplumsal Sonuçları. Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, 2014.

17. Toker, Metin. DP’nin Altın Yılları ve 6-7 Eylülün Siyasi Analizi. Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1985.

18. İpek, Erhan. Sıkıyönetim Mahkemeleri Tutanakları Işığında 6-7 Eylül Olayları. Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, 2011.

Makaleler

19. Oran, Baskın. 6-7 Eylül Olayları Üzerine Düşünceler. Toplumsal Tarih Dergisi, Sayı 141, 2005.

20. Bora, Tanıl. Milliyetçiliğin Provokasyon Mevsimi: 6-7 Eylül. Birikim Dergisi, Sayı 197, 2005.

21. Şakir, Ziya. Yakın Tarihin En Büyük Yağma Hareketi. Tarih Dünyası Dergisi, Yıl 6, Sayı 42, 1956.

22. Koçoğlu, Yahya. 6-7 Eylül Olayları Tanıklıkları ve Bellek. Toplum ve Bilim Dergisi, Sayı 92, 2002.

23. Çetinoğlu, Sait. 6-7 Eylül 1955 Pogromunun Ekonomik Politiği: Sermaye Değişimi. Tarih ve Toplum Dergisi, Sayı 5, 2007.

24. Deringil, Selim. Geçmişle Yüzleşmek: 6-7 Eylül Hadiseleri. Doğu Batı Dergisi, Sayı 32, 2005.

Cumhuriyet Devlet Arşivi (BCA) Belgeleri

25. BCA, Fon Kodu: 030.01, Yer No: 42.256.12, (6-7 Eylül Olayları sonrası İstanbul, İzmir ve Ankara’da ilan edilen örfi idare kararları ve uygulama genelgeleri, Eylül 1955).

26. BCA, Fon Kodu: 030.10, Yer No: 82.531.4, (Selanik’teki Atatürk Evi’ne yapılan bombalı saldırıya ilişkin konsolosluk raporları ve yazışmalar, Eylül 1955).

27. BCA, Fon Kodu: 030.18.01.02, Yer No: 139.67.19, (Olaylarda zarar gören gayrimüslim vatandaşların hasar tespit çalışmaları ve yapılacak yardımlara dair Bakanlar Kurulu Kararnamesi, Ekim 1955).

28. BCA, Fon Kodu: 490.01, Yer No: 612.82.1, (Cumhuriyet Halk Partisi müfettişlerinin 6-7 Eylül Olayları hakkında hazırladığı gizli rapor ve meclis grubuna sunumu, Kasım 1955).

29. BCA, Fon Kodu: 030.01, Yer No: 43.268.3, (Olayların arkasında olduğu iddia edilen Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin faaliyetlerinin durdurulması ve yöneticilerinin tutuklanması kararları, Eylül 1955).

30. BCA, Fon Kodu: 030.10, Yer No: 85.554.18, (Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanan komünist tevkifatı sanıklarının listeleri ve emniyet sorgu zaptı özetleri, Aralık 1955).

Meclis Tutanakları (TBMM Zabıt Ceridesi)

31. TBMM Zabıt Ceridesi, Devre X, Cilt 8, İnikat 104, 12 Eylül 1955. (Hükümet adına Başbakan Adnan Menderes’in olayların gelişimi ve alınan tedbirler hakkında meclisi bilgilendirme konuşması).

32. TBMM Zabıt Ceridesi, Devre X, Cilt 8, İnikat 105, 13 Eylül 1955. (İstanbul, Ankara ve İzmir vilayetlerinde örfi idare ilan edilmesine dair Başbakanlık Tezkeresi ve meclis onay görüşmeleri).

33. TBMM Zabıt Ceridesi, Devre X, Cilt 9, İnikat 12, 28 Kasım 1955. (Muhalefet milletvekillerinin emniyet zaafiyeti, istihbarat eksikliği ve olayların önceden planlandığı iddialarına dair sözlü soru önergeleri ve tartışmalar).

34. TBMM Zabıt Ceridesi, Devre X, Cilt 10, İnikat 34, 16 Ocak 1956. (Zarar gören vatandaşlara ödenecek tazminatlar için bütçeye ödenek konulmasına dair kanun layihası görüşmeleri).

Yassıada Dava Dosyaları ve Gazeteler

35. Yassıada Yüksek Adalet Divanı Tutanakları. 6-7 Eylül Olayları Davası Esas Dosyası: 1960/3, (Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Fahrettin Kerim Gökay’ın ifadeleri, şahit zaptı ve gizli ödenek kayıtları).

36. İstanbul Ekspres Gazetesi, 6 Eylül 1955 Tarihli İkinci Baskı Nüshası. (Atamızın Evi Bombalandı manşetli provokasyon nüshası).



Bu yazı 496 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI