Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden 14 Mayıs 1950 genel seçimleri, yirmi yedi yıl süren tek parti yönetiminin sandık yoluyla nihayete erdiği ve iktidarın barışçıl yollarla el değiştirdiği ilk demokratik tecrübe olarak kabul edilmektedir.
Bu süreç, sadece bir hükümet değişikliğinden ibaret olmayıp, devlet merkezli yönetim anlayışından halkın tercihlerinin merkeze alındığı bir siyaset tarzına geçişin somut tezahürüdür. İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı ağır ekonomik tahribat, Milli Korunma Kanunu ve Varlık Vergisi gibi uygulamaların toplumsal tabanda yarattığı hoşnutsuzluk, 1950 seçimlerine giden yolda muhalefetin en güçlü dayanağını oluşturmuştur. Kemal Karpat’ın da vurguladığı üzere, savaş sonrası dönemde mülkiyet güvenliği ve ekonomik serbestlik taleplerinin siyasal bir kimlik kazanması, çok partili hayata geçişin sosyo-ekonomik altyapısını hazırlamıştır.
Uluslararası konjonktürün liberalleşme yönündeki baskısı ve Türkiye’nin Birleşmiş Milletler ile Batı ittifakı içerisinde yer alma stratejisi, iç siyasetin demokratikleşmesini bir zorunluluk haline getirmiştir. Bu bağlamda, 7 Haziran 1945 tarihinde sunulan ve “Dörtlü Takrir” olarak bilinen önerge, Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki muhalif kanadın kurumsallaşmasına zemin hazırlamıştır.
Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan tarafından kurulan Demokrat Parti, 1946 seçimlerinde yaşanan şaibelerin ardından meşruiyetini millî irade kavramı üzerine inşa ederek geniş kitlelerin desteğini almıştır. Selçuk Milar imzalı “Yeter! Söz Milletindir!” afişiyle somutlaşan seçim kampanyası, bürokratik vesayete karşı sivil toplumun sesini duyurduğu bir propaganda başarısı olarak tarihe geçmiştir.
14 Mayıs 1950 günü gerçekleşen ve %89,3 gibi yüksek bir katılım oranıyla sonuçlanan seçimler, Türk siyaset biliminde “Beyaz İhtilal” olarak nitelendirilmektedir. Seçim sonuçlarına göre Demokrat Parti %53,3 oy oranıyla 408 milletvekili kazanarak büyük bir üstünlük sağlamış, Cumhuriyet Halk Partisi ise %39,8 oy oranıyla muhalefet konumuna geçmiştir.
İktidarın herhangi bir cebir veya çatışma olmaksızın, salt halkın iradesiyle el değiştirmesi, Türk demokrasisinin olgunlaşma sürecindeki en kritik sınavı başarıyla verdiğini kanıtlamıştır. İsmet İnönü’nün yenilgiyi demokratik bir olgunlukla kabul ederek iktidarı devretmesi, barışçıl bir siyasi geleneğin oluşmasına katkı sağlamıştır. Neticede 1950 seçimleri,
Türk siyasal hayatında “söz milletindir” ilkesinin sandıkta tecelli ettiği, katılım ve rekabet unsurlarının demokratik sistemin ayrılmaz bir parçası haline geldiği tarihi bir eşik olma özelliğini korumaktadır.
Kaynakça
Albayrak, Mustafa. Türk Siyasi Tarihinde Demokrat Parti (1946-1960). Ankara: Phoenix Yayınevi, 2004.
Ahmad, Feroz. Demokrasi Sürecinde Türkiye (1945-1980). Çev: Ahmet Fethi. İstanbul: Hil Yayınları, 1994.
Burçak, Rıfkı Salim. Türkiye’de Demokrasiye Geçiş: 1945-1950. Ankara: Olgaç Yayınları, 1979.
Çavdar, Tevfik. Türkiye’nin Demokrasi Tarihi (1839-1950). İstanbul: İmge Kitabevi, 1995.
Eroğul, Cem. Demokrat Parti: Tarihi ve İdeolojisi. Ankara: İmge Kitabevi, 2003.
Karpat, Kemal H. Türk Demokrasi Tarihi: Siyasal, Ekonomik, Kültürel Temelleri. İstanbul: İstanbul Matbaası, 1967.
Koçak, Cemil. İkinci Parti: Türkiye’de Çok Partili Hayata Geçiş Denemesi (1945-1950). İstanbul: İletişim Yayınları, 2010.
Toker, Metin. Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları: Tek Partiden Çok Partiye (1944-1950). Ankara: Bilgi Yayınevi, 1990.