|
Tweet |
Evrenin derinliklerini inceleyen James Webb Uzay Teleskobu, bilim insanlarının henüz açıklayamadığı bir sinyali yeniden tespit etti. Daha önceki gözlemlerde herhangi bir gök cisminin izine rastlanmayan aynı noktadan gelen sinyalin iki ayrı gözlemde kaydedilmesi, kaynağın ne olduğu sorusunu gündeme getirdi.
Minnesota Üniversitesinden astrofizikçi Mason Huberty ve çalışma arkadaşlarının yürüttüğü araştırmada, sinyalin niteliğini ortaya çıkarmak için farklı olasılıklar incelendi. Ancak elde edilen veriler, sinyalin hangi fiziksel olaydan kaynaklandığını kesin olarak belirlemeye yetmedi.
Araştırmanın gerçekleştirildiği alan, güney yarımkürede bulunan Ocak takımyıldızı yönünde yer alıyor. Hubble Uzay Teleskobu'nun 270 saatten fazla gözlem yaptığı ve yaklaşık 10 bin galaksiyi barındıran bu bölge, evrenin derinliklerine ilişkin önemli veriler sunuyor.
Araştırmacılar, James Webb'in Yakın Kızılötesi Spektrografı'nı kullanarak bilinen gök cisimlerini yeniden incelemek yerine daha önce keşfedilmemiş nesneleri tespit etmeye çalıştı. Bu yöntemde ışık, farklı dalga boylarına ayrılarak inceleniyor ve gök cisimlerinin özellikleri hakkında bilgi ediniliyor.
Çalışma sırasında elde edilen yedi tespitten altısı, bilinen uzak galaksilerle eşleştirildi. Ancak yedinci sinyalin karşılık geldiği herhangi bir gök cismi belirlenemedi.

Araştırmacıların dikkatini çeken sinyal, yaklaşık 1,6 mikrometre dalga boyunda tek ve parlak bir emisyon çizgisi olarak ortaya çıktı. Bu çizgiye başka bir emisyon çizgisinin eşlik etmemesi, kaynağın tanımlanmasını zorlaştırdı.
Sinyalin Ağustos ve Kasım 2023'te, 88 gün arayla gerçekleştirilen iki gözlemde de görülmesi, bulguların ayrıntılı biçimde incelenmesine yol açtı. Üstelik emisyon çizgisi, farklı gözlem yönlerinde elde edilen dört pozlama setinde de kaydedildi. Ölçümlerin birbiriyle tutarlı olması, sinyalin basit bir teknik hatadan kaynaklandığı ihtimalini zayıflattı.
Ekim 2022'deki gözlemlerde aynı sinyalin görülmemesi ise iki ihtimali gündeme getirdi. Buna göre kaynak, o tarihte henüz mevcut olmayabilir ya da daha önce fark edilemeyecek kadar sönükken sonradan belirgin biçimde parlamış olabilir.
Sinyalin kaynağının Dünya'ya ne kadar uzak olduğunun bilinmemesi de çözümü güçleştiriyor. Gözlenen kızılötesi ışık, uzak bir kaynaktan gelen daha enerjik bir ışınımın dalga boyunun uzamasıyla ortaya çıkabileceği gibi daha yakın bir kaynaktan da gelebilir.
Araştırmacılar, gizemli sinyali açıklayabilecek dört olasılığı değerlendirdi. Ancak her senaryoda elde edilen verilerle uyuşmayan noktalar bulunuyor.
İlk ihtimal, erken evrende oluşmuş bir galaksi. Fakat bu senaryo, sinyalin erken evreni dolduran nötr hidrojenin içinden geçerken karşılaşacağı koşullar ve önceki gözlemlerde de tespit edilmesinin beklenmesi nedeniyle soru işaretleri barındırıyor.
İkinci olasılık, daha yakın dönemlerde oluşmuş bir galaksi. Böyle bir kaynaktan gelen ışıkta, gözlemlenen emisyon çizgisine ek başka çizgilerin de bulunması bekleniyor. Ancak araştırmada bu tür ek işaretler tespit edilemedi.
Üçüncü ihtimal ise bir süpernova patlaması. Bu senaryo da beklenen diğer emisyon çizgilerinin gözlemlerde görülmemesi nedeniyle bulguları tam olarak açıklayamıyor.
Dördüncü olasılık, bir kara deliğin yakınındaki yıldızı parçalayarak güçlü bir ışınım ortaya çıkarması. Böyle bir olay, belirgin başka ışık işaretleri olmadan parlak bir emisyon çizgisi oluşturabilir. Buna karşın araştırmacılar, mevcut verilerin bu açıklamayı doğrulamak için yeterli olmadığına dikkat çekiyor.
The Astrophysical Journal'da yayımlanan araştırmada, sinyalin fiziksel kökenini belirlemek için daha ayrıntılı gözlemlere ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.
Bilim insanları, daha hassas spektroskopi çalışmalarıyla başka emisyon çizgilerinin tespit edilebileceğini ve böylece sinyalin kaynağının daha net anlaşılabileceğini belirtiyor. Şimdilik James Webb'in iki ayrı gözlemde kaydettiği bu ışınımın hangi gök cisminden ya da fiziksel olaydan kaynaklandığı belirsizliğini koruyor.